"Fonda karanlık vardı, simsiyah giysileri ve ateş saçan gözleriyle karşımda duran rakibime şaşkınlıkla baktım. Elimde ışıldayan kılıcı farkettiğimde yapılacak tek şeyin karşı koymak olduğunu hissetim. İçimde dev bir dalga gibi yükselen güç soluk alışlarımı sıklaştırıyordu. Daha önce hiç kılıç kullanmamıştım ama, her nasılsa kadim bir kılıç ustası gibi harekete geçtim, Tanrım ustaydım, çok usta. Dövüşmeye başladık, kara kılıçla ışıldayan kılıç havada çarpıştıkça, kapkara siluetli rakibimden yansıyan saf kötülüğü içimi acıtacak kadar derinlerde hissediyordum. Uzun ve yorucu bir dövüştü. Henüz kazanan yoktu. Havada asılı olan huzursuzluk içime işlerken, ter içinde uyandım. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Yatağın içinde bir süre dona kaldım, zorlukla nefes alıyordum. Bir süre sonra kendime geldiğimde bunun o çok önceden beri bilinen, yüreğimizin ve beynimizin derinliklerinde, varoluşumuzdan bu yana hazırlıkları sürdürülen büyük savaşın başlangıcı olduğunu hissettim. Armageddon başlamıştı, iyi ile kötünün mutlak savaşı. Uyuyan güçlere çağrı gönderilmişti. Hepimiz farklı yerlerde, farklı işlerle, farklı bir yaşam biçimi içinde sürüklenip giderken, zihnimizin derinliklerine saklanmış kutu açılmıştı. Harekete geçmek zamanıydı. Yolumuzu içimizden gelen sesi dinleyerek bulacak, belli bir noktada birleşip uyuyan güçlerin büyük beyaz birliğini oluşturacaktık. Bu savaşta görevimiz iyilerin işini kolaylaştırmak, bitaraflar grubunu da iyiler tarafına çekerek kötülere üstünlük sağlamaktı. Belli ki kötüler de uyuyan güçlerini göreve çağırmıştı. Amansız ve çok uzun sürecek bu savaşta taraf olmayan kalmayacaktı. Mutlak iyi mi, yoksa mutlak kötü mü? O hangisini seçecekti?"
Eğer bugün kızım hala küçük bir çocuk olsaydı, uydurduğum bu fantastik öyküyü muhtemelen ona anlatacak ve bir taraf seçmesini isteyecektim. Çocuğum dehşete kapılır mıydı? Sanmam, ne de olsa onu zaten ben büyüttüm ve bu hezeyanlara alıştı, masal ve fantezi edebiyat aşığı haline gelmesi biraz da bundan galiba. Her neyse, iki bukashi kovasının beni böyle çılgın hayallere sürükleyebileceğini bilemezdim elbet. Çıplak gözle bakamayan insanlar grubundayım sanırım, hiç bir şeyi olduğu gibi göremiyorum, baktığım şeyleri hayal gücümün fonunda görebiliyorum ancak. Sevgili babacığımın bir hediyesi bu, onun fantastik öyküleri ve uçsuz bucaksız hayal gücüyle yoğurulan zihinlerimiz hayatı zenginleştirmeden, süslemeden duramıyor. Aslına bakacak olursanız gerçek bazen en çılgın fantezilerden bile daha ilginç ve şaşırtıcı olabiliyor.Etkin mikroorganizmalarla yakın ilişkilere gireli beri, hayata bakış açım değişti demek pek abartılı olmaz. Bu aşırı heyecan ve coşkuyu bir başka yazıya bırakıp sadede gelecek olursam, söze bukashi kovalarından başlamam gerekecek. Bu kovaları fiziksel olarak diğer çöp kovalarından ayıran özellikleri içerde tabana yakın bir süzgeç, altta kalan boş kabine bağlanmış küçük bir musluk ve hava geçirmeyecek biçimde kapanan kapak. Daha önce bahçede kompost kapları hazırladığımızdan söz etmiştik, ancak organik mutfak atıklarını bu kaplara taşımak için biriktirmeye kalkıştığımızda bir süre bekleyen bu atıkların kullanılamayacak kadar pis kokulu, işe yaramaz bir çöp yığınına dönüşmesi planları bozmuştu. Ayrıca bunları taşınabilir bir kompost kabı içinde biriktirmek ise atıkların gübreye dönüşmesi çok yavaş olduğundan pratik bir çözüm olmamıştı. Bu durumda çöpler konusunda yeniden kullanılabilir kuru çöpleri ayırmaktan başka bir seçeneğimiz kalmamıştı. Ta ki, Japonya'da, Amerika'da ve bir çok ülkede yıllardır kullanılan bukashi kovalarının çevre bilinci gelişmiş ve bu savaşta taraf olmuş kişiler tarafından artık ülkemizde de üretilip (doğru duydunuz ithal değil) pazarlandığını öğreninceye kadar.
Bukashi (orj.Bokashi) Japonya'da çok eski zamanlardan bu yana kullanılan bir kompost veya gübre üretme yöntemi. Organik atıkların yararlı bakteriler ya da etkin mikrorganizma (EM) içeren malzemeyle karıştırılarak hava geçirmez bir ortamda biriktirilmesi ve fermente olarak gübreye dönüşmesine dayanıyor. Diğer yöntemlerden farklı olarak, bu sistemde ısı yükselmiyor, dolayısıyla etkin mikroorganizmalarla zenginleşen gübre müthiş bir güce dönüşerek toprağın canlı ve yararlı organizmalar bakımından zenginleşmesini ve yeniden yaşayan, canlı, sağlıklı bir ortama dönüşmesini sağlıyor. Başını Laktik asit bakterisi, mayalar ve fototropik bakterilerin çektiği bu organizmalar çoğaldıkları yerde, ya da bizim fanteziye dönecek olursak kötü bakteri türlerine karşı savaşta, üstünlük sağladıklarında toprağı ve hatta bedenimizi hastalık yapan (patojen) bakterilere karşı dirençli hale getiriyor. Taraf olduğumuz iyiler aslında hiç birimize yabancı olmayan, aksine günlük hayatımızda, hatta bedenimizin içinde bize hizmet eden görünmez güçler. Örneğin yoğurt, peynir, kefir, ekmek ve bunun gibi pek çok besini iyi bakterilerin özverili çalışmalarına borçluyuz.Bu konunun bana en ilginç gelen ve beni fantezilere sürükleyen yanı ise bakteri toplumunun basit tarifi oldu. Bakteri toplumunu yöneten güçler iyiler (beneficial:yararlı) ve kötüler (putrefactive: çürümeye ve kokuşmaya sebep olan) olarak ikiye ayrılıyor. Asıl çoğunluğu ise "opportunist" olarak da tanımlanan tarafsız ya da fırsatçılar oluşturuyor. İyilerin baskın olduğu ortamda iyilerin hizmetinde çalışan bu grup, kötüler baskın olduğunda güçlü olan tarafa hizmet etmekte bir sakınca görmüyor. Güçlenen iyilerin hizmetine giren, mecazi olarak "koyun sürüsü" de diyebileceğimiz, büyük çoğunluk toprağın, suyun mikroflorasını düzenliyor, kötülerin yok edilmesine yardımcı olup her anlamda sağlıklı, temiz ve verimli bir ortam oluşturuyor. Öte yandan tersi gerçekleştiğinde kötü kokular, kirlilik, hastalık ve verimsizlik kara bir bulut gibi her şeyin üzerine çöküyor. Eh bu durumda, gel de taraf olma.
Neyse, tabii ki taraf olduk ve iki adet bukashi kovasında iyilerin çoğalmasına ortam hazırladık. Önce birinci kovayı doldurduk. Bunu yaparken dikkat edilecek en önemli şey, bu ortama bozuk, çürümüş, kokuşmuş herhangi bir malzeme atmamak. Bunun dışında fermentasyonu kolaylaştırmak için sulu atıkların fazla suyunu süzmek, iri parçaları mümkün olduğunca küçültmek ve kabı daima hava almayacak şekilde kapatarak saklamak gerekiyor. Süzgeçli bir kapta biriken taze organik atıklar, her akşam kovaya eklenirken iyice sıkıştırılıp üzerine bukashi karışımı serpiliyor. Sonuç çöp turşusu gibi bir şey oluyor, turşu gibi kokuyor, sinek vs. yapmıyor. İki günde bir kovanın çeşmesinden alınan birikmiş "turşu suyu" sulandırılarak gübre olarak kullanılabiliyor.
İşte, benim gözlerimle görüp, bizzat şahit olduğum mucizeye de bu noktada tanık olunuyor. Sulandırılmış "bukashi suyu" ile suladığım, "artık yaşamaya mecalim yok" diye inleyen minik saksıdaki gül coşup çiçek açıyor. Bütün yaz "buraların havası bana göre değil, beni güneye götürün" diye ağlayıp büyümeyi reddeden kırmızı begonvil geç kalmış çiçekleriyle bizi şaşkına çeviriyor. "Yeterince açtık bu yıl, artık bizden geçti" diyen papatyalar saksıdan sarı beyaz başlarını bir bir uzatmaya başlıyor. Öte yandan bir türlü başa çıkamadığımız ve son derece rahatsız olduğumuz banyo gider deliklerinden çıkan kötü kokular deliğe dökülen "bukashi suyu" sayesinde son buluyor. Bu suyun tuvaletlerde hijyen sağlamak için de kullanılabildiğini öğreniyorum, hatta bu konuda yazılmış bir tez "Em aktif" solusyonu ile kimyasal temizleyicileri karşılaştırıyor. Sonuç geçici bir zafer yerine zehirsiz ve daha uzun soluklu bir başarıya işaret ediyor.
Hazırladığımız çöp turşumuzu Meyvelitepeye götürüp yeni sebze adalarında açtığımız yatay bir çukura gömüyor, üzerini 15-20 cm. toprakla örtüyoruz. Artık fermentasyon orada devam edecek ve çok geçmeden ziyafete koşan solucanların da yardımıyla çöp turşusu son derece verimli ve sağlıklı bir toprağa dönüşecek. Bu karışımı altı kesilerek biraz toprağa gömülmüş bir varil içinde, her kullanımda üzerini toprakla örterek biriktirdikten sonra kompost kaplarındaki karışıma veya doğrudan toprağa eklemek de mümkün.
Dünyada Bukashi hayranları ve uygulayıcılarının fikir alışverişi yaptığı bir çok blog var. Bunlardan birinde şehir ortamında yaşayan ve saksılardan oluşan bahçeleri bulunan Japonların bukashi kovalarında biriktirdikleri atıkları nasıl kullandıkları anlatılıyordu. Boş ve mümkünse derin bir saksının dibine biraz toprak döşeniyor, çöp turşusu ilave edildikten sonra yaklaşık 10 cm. toprakla örtülüyor. Sonra da saksının üst yüzeyi hava geçirmez bir nylon veya streç filmle sıkıca kapatılıyor. Yaklaşık bir ay kadar bir süre sonunda toprak ekime hazır hale geliyor. Bazen ekilmiş bitkileri çıkarıp saksının dibine bu turşuyu ekleyip üzerini toprakla kapatarak çiçeklerini yeniden aynı saksıya diktikleri de oluyormuş. Hatta Japonya'da eskiden nesilden nesile aktarılan bukashi başlatıcıları tıpkı mayalar gibi saklanıp kullanılıyormuş.
Uzun lafın kısası aslında girişte anlattığım fantezi çevrenize şöyle bir baktığınızda göreceğiniz gibi uzak bir olasılıktan söz etmiyor. Her yerden kötü kokular yükselirken, topraklarımız zehirlerle canlılığını kaybederken, havamız solunamaz hale gelirken, küresel ısınma Demokles'in kılıcı gibi tepemizde tüm canlı türlerini tehdit ederken, genetiğiyle oynanmış ürünler çok muhtaç olduğumuz çeşitliliği yok ederken dünyamız bizi taraf olmaya, yardıma çağırıyor. Her
ne kadar çok daha karmaşık olsa bile, insanlar da bakteri toplumuna benziyor biraz. Farkımız beyinlerimiz, vicdanlarımız ve hepsinden önemlisi seçme şansımız. Her seçimimiz tarafımızı belirliyor, bazılarımız iyi, bazılarımız kötü, bazılarımız ise bilinçsiz taraftarlar. Şimdi asıl soru şu: Ya siz, siz kimsiniz?


Alis'le 