Organik prensiplerde tarım yaparken zararlılardan az zarar görerek sebze, meyve yetiştirebilmek en çok düşünülmesi gereken konulardan biri oluyor.
Organik prensiplerde tarım, zararlılarla mücadelede üretilen ürünlere bulaşacak, toprağı kirletecek şekilde zehirli ilaç kullanımına yer vermez. Bunun yerine ya organik olarak tescil edilmiş zararlı mücadele ürünleri, ya zararlıların etkilerini en aza inderecek başka metodlar, ya da her ikisi birden kullanılır.
Geçen yıl, zararlı mücadelesinde Neemazal T/S isimli, organik tescilli, zehirsiz bir ilaç kullanmıştık. Bu üründen çeşitli yazılamızda söz etmiş, bir bakıma epey de reklamını yapmıştık. Baharın gelmekte oluşu sebebiyle ihtiyaç duyacağımız ürünü temin etmek için firmayı aradığımızda verilen fiyat oldukça şaşırtıcıydı. Geçen yıl €36+KDV'ye temin ettiğimiz ilaç bu yıl €46+KDV olmuş. Yaptığımız reklam firmanın işine epey yaramış diye düşündük ister istemez.
Elbette serbest ticaret var. İsteyen istediği fiyata ürününü satabilir. Piyasa ekonomisinin işleyişinde, satılan ürünün alternatifsiz olduğu düşünülüyorsa ürünün maliyeti ile satış fiyatı arasındaki marj hemen açılma eğilimi gösterir. Ancak aynı ekonomik kurallar insanların sağlıklı beslenebilmesi için gereken organik girdilerde de çalışınca insan ister istemez biraz buruluyor.
Konumuz değil ama, organik sertifikası almanın maliyeti ve bunun altından ancak büyük ölçekte üretim yapan işletmelerin kalkabilecek olması, organik tarım girdilerinin anlamsız bir şekilde sürekli artan fiyatları biraz kafa karıştırıyor. Sonuç, kim ne derse desin, organik besin üretmenin desteklendiği anlamını içermiyor ne yazık ki. Olsa olsa, yüksek satınalma gücüne sahip kişilerin, organik ürün tüketiyor olma modası çerçevesinde daha çok para harcayarak tüketim yapmasının teşvik edilmesinden ibaret.
Oysa, tüketilen organik sebze ve meyvenin maliyetinde, ürüne gerçekten katma değeri olanların, yani toprak, su, bitki, emek, üreticinin kendisinin tüketmeyi isteyebileceği sağlıklı ürünleri üreterek geniş tüketici topluluklarına sunmasının dışında gelen maliyetler, ürünle doğrudan ilgili olmayan ama tüketenlerin ödemesi beklenen bir bedel olmaktadır. Bu da, ne yazık ki, organik ürünlerin toplumun ancak marjinal sayılabilecek bir kısmının ulaşmak isteyebileceği şekilde konumlandırılmasına yol açmaktadır.
Elbette bunun kabul edilir bir yanı yok. Umuyoruz, devletin ilgili organları durumu önce algılayıp, sonra da uygun bir politika belirleme ihtiyacı duyarlar.
Sonuçta, Neemazal satan firmaya belki de teşekkür etmeliyim. Sayelerinde, zehir kullanmadan zararlıları atlatma yöntemleri konusunda çok yoğun bir araştırmaya girmeme sebep oldular. Kendilerine bir kez daha teşekkür etmeliyim ki, o hızla bir sürü yöntem buldum. Üstelik de maliyetleri pek yüksek değil. Kontolü ele almaktan dolayı daha eğlenceli olduğunu da söylemeliyim. Çok az Neemazal kullanarak etkin bir zararlı mücadelesi yapabileceğim.
Zararlı mücadelesinde, bahçedeki bitkilerin neler olduğu, bu bitkilere musallat olan önemli zararlılar, iklim, mevsim, bölge, etrafta neler olduğuna varıncaya kadar pek çok parametre var.
Meyvelitepe'de zararlılardan korumaya çalıştığımız hakim bitki tabii ki zeytinler. Henüz ikinci yılında olan diğer meyve fidanlarımızın vejetatif gelişmeleri önemli. Yani bu yıl onlardan meyve beklemiyoruz, fakat kuvvetli ve hastalıksız gelişmeleri, güzel sürgünler vermeleri gerekiyor. Bunların yanısıra sebzelerimiz olacak. Sebzeler tamamen ayrı bir bahis olacağından bu yazıda pek söz etmeyeceğiz. Çiçeklerimiz ve diğer peyzaj bitkilerimizi ise kontrol etmekte pek zorlanmayacağımızı düşünüyoruz.
Dolayısıyla araştırmalarda öncelikli olarak bahçemizde bizi en çok uğraştıracak zeytin zararlılarına odaklandık. İlk rastladığımız tagem'in zeytin bahçelerinde entegre mücadele ile ilgili yazısı oldu. Yazı oldukça kapsamlı. Türkçedeki başka kaynaklar genelde buradan kes-yapıştır şeklinde olmuş (ne yazık ki, ülkemizde bilginin üretilmesi genelde böyle oluyor).
Yabancı kaynakları araştırdığımda oldukça heyecan verici bilgi, deney, istatistik, ürün ve karşılaştırmalara ulaştım. Özellikle, zeytin yetiştiriciliğinde öne çıkmaya başlayan California bölgesi kaynaklı çok detaylı araştırmalar buldum. Buduklarımı Tagem'in dökümanlarıyla karşılaştırdığımda ülke dışında pek çok yeni ve etkili yöntemin kullanılmakta olduğunu anladım.
Meyvelitepe'de bize sorun olan iki zeytin zararlısıyla karşılaşıyoruz.
Ve işte savaş planımız:
Zeytin güvesi (Prays Oleae)
Yılda üç nesil veren zeytin güvesinin en zararlı dönemi meyve dölü denen nesli. Meyvelerin mercimek büyüklüğüne geldiği zamandan itibaren, meyve sapının hemen yanından meyvelere giriyor. Elbette bu nesli kontrol altına alabilmek için, önceki çiçek nesli ve yaprak nesli adı verilen dönemlerde saldırıya geçmek gerekiyor. Özellikle kışı pupa olarak geçiren zararlı, bu günlerde ergin olarak uçmaya başlıyor ve çiçek neslini oluşturmak üzere çiçek tomurcuklarına yumurta bırakacaklar. Zeytin çiçekleri açmak üzereyken yumurtadan çıkan larvalar tomurcuklara saldıracaklar.
Meyve neslinin risk oluşturmasını engellemek, çiçeklere verebileceği zararın da önemini azaltmak için bu zararlıyı tam bu aşamada durdurmak önemli.
Zeytin güvesindeki popülasyonu takip etmek için uygun feromon tuzakları kullanmaya karar verdim. Bu sayede erginlerin uçmaya başladıklarını ve yoğunluklarını anlayarak tedbir almaya çalışacağız. Larvaların çıkış zamanının hemen öncesinden başlayarak yoğun bir biyolojik savaşa başlıyoruz.
Tagem söz etmemiş ama yurt dışı kaynaklı araştırmalarda zeytin güvesi larvalarına karşı Bacillus Thuringiensis isimli bakterinin etkili olduğu saptanmış. Bu bakteriyi biraz daha araştırdığımda ise kelebek tırtıllarının tümüne etkili olduğu sonucu çıkıyor. Öyle ki, sadece zeytin güvesi larvaları değil, sebzelere zarar veren tırtıllar da bakterinin etki alanı içinde. Bu bakterinin insan, memeli hayvanlar, kuşlar, arılar, yararlı böcek ve avcılara, balıklara herhangi bir olumsuz etkisine rastlanmamış. Sadece ipek böceği yetiştirilen yerlerde önerilmiyor (ipek böceği de bir tırtıl olduğundan). Hatta, Yunanistan kaynaklı bir araştırmada zeytin sineği larvaları üzerinde de belirleyici olmasa da olumlu etkisi ölçülmüş.
Ülkemizde de organik sertifikalı olarak bu bakteriyi içeren ilaç bulmak mümkün. Dolayısıyla zeytin güvesindeki esas silahımız Bacillus Thuringiensis olacak. Elbette, zamanlama ve iyi takip çok önemli.
Zeytin Sineği (Bactrocera oleae)
Zeytine en çok zarar veren, geçen yıl Neemazal'a rağmen bizi de etkileyen esas zararlı zeytin sineği. Anlıyoruz ki, tüm dünyada zeytine en çok zarar, zeytin sineği tarafından veriliyor ve zehir kullanmadan baş etmesi de bir o kadar zor.
Zeytin sineği kışı toprakta bir kaç santim derinlikte pupa olarak geçirdiğinden, yere dökülmüş zeytin bırakılmaması ve hasat sonrası toprağın yeterli derinlikte sürülerek, varsa pupaların toprağın derinliğine gömülmesi mücadelenin en etkili yöntemi olarak öneriliyor. Biz de öyle yapmıştık zaten. Yerde tek bir zeytin tanesi bile bırakmadık ve hasat sonrası bahçe en az 25 cm derinliğindeki pullukla sürüldü.
Tagem zeytin sineği ile mücadelede, popülasyon takibi için feromon tuzakları, McPhail tipi tuzakları ise kitlesel tuzak olarak öneriyor. Popülasyonun belli bir oranın üzerine çıkması durumunda zehirli yem kısmi ilaçlama yöntemini adresliyor. Zehirli yem kısmi ilaçlama, tüm ağaçların zehirli bir ilaçla kaplama yapılarak ilaçlanması şeklinde değil. İçinde cezbedici bir koku da bulunan zeytin sineklerine zehirli bir ilacın, iri damlalar halinde ağaçların küçük bir yerine (söz gelimi en fazla çeyrek metrekarelik bir bölümüne), muhtemelen meyvelere de değmeyecek şekilde atılması yöntemi. Hem ülkemizde, hem de Avrupa ve Amerikada organik tarımda izin verilen bir yöntem. Bu yöntemi yedekte tutacağız. Uygulayacağımız diğer yöntemlere rağmen ihtiyaç duyarsak kullanacağız.
Yurt dışında uygulanan yöntemlerde heyecan verici iki uygulamaya rastladım. Biri kitlesel tuzaklarla ilgili. Oldukça pahalı olan McPhail tuzakların yerine İspanyol köylülerinin icat ettiği ucuz tuzakların başarısı zeytin literatürüne girmeye yetmiş. OLIPE adı verilen tuzaklar, 1.5 litrelik pet şişelerin üst kısımlarına 5 mm çapında çepeçevre 6-7 delik delinmesi, şişeye yarıya kadar su doldurup içine 3-4 torula mayası tableti atıp, şişeleri ağaçlara asmaktan ibaret. Maliyeti çok ucuz ve uygulaması çok pratik. Yöntemler karşılaştırmasında pahalı McPhail tuzaklardan aşağı kalmamış. Sorun şu ki, Türkiyede torula mayası yok. Bir miktar yurt dışından getirtmeye çalışacağım. Bu tuzak tipine Tariş'in bir dökümanında da rastladım. Ancak torula mayası yerine her şişeye bir avuç dap gübresi atmayı öneriyordu.
İçeriği diamonyum sülfat olan dap gübresi, olipe literatürüne göre gerçekten de cezbedici olarak kullanılabiliyor. Fakat uygulamaları karşılaştıran rastladığım bir analize göre torula mayası kadar başarılı değil. Torula mayası buluncaya kadar dap gübresiyle idare edeceğiz mecburen.
Yine Tagem'İn dökümanlarında sözü edilmeyen bir başka ve çok etkili yöntem ise, ağaçların sulandırılmış kaolin kili püskürtülerek kaplanması. Açıkçası bu yönteme ait araştırma ve deney sonuçlarını inceleyince heyecana kapılmamak mümkün değil.
Ülkemizde de kaolin kili kullanarak kaplama yapılması uygulamaları az da olsa var. Fakat ilginç olan, bu uygulamaların ana nedeni ürün ve ağaçları zararlılardan korumak değil, daha çok sert güneş ışığından ve yüksek ısıdan korumak.
Kaolin kili uygulamasının pek çok yararı var. Gerçekten de bitkilerde her türlü güneş yanığına ve yüksek ısının yol açtığı zararlara karşı etkili. Fazla ışığın yansıtılması yoluyla olsa gerek, bitkinin içlerinin de güneş almasını sağlıyor ve fotosentez için de olumlu olduğu söyleniyor.
Türkçe dökümanlarda kaolin kiilinin bu özellikleri öne çıkıyor. Oysa, Kaliforniya bazlı araştırma ve deneylerde, kaolin kilinin pek çok meyve zararlısına, en çok da zeytin sineğine karşı ana önlem olarak çok etkili olduğu belirtiliyor.
Bir araştırmada, hiç bir önlem kullanılmayan kontrol ağacında %70 zeytin sineği tahribatı saptanmışken kaolin kili ile kaplanmış ağaçlarda zarar düzeyi %2.3 seviyesine iniyor. Bu düzey, %2.5'luk zehirli yem kısmi ilaçlama yönteminden bile daha iyi.
İşin güzel tarafı, kaolin kili sadece zeytin sineğine karşı değil, ağaçların meyve tutumundan sonra ortaya çıkabilen her türlü meyve zararlısına karşı etkili. Etkisinin çevrecilik açısından da şampiyon olması su götürmez. Zira tek yaptığı zararlılar ile ağaç ve meyvelerin alakasını kesmek. Kaolin kili kullanımı sebebiyle sinekler bile ölmüyor. Ne bir toksik madde söz konusu, ne toprağın ya da başka bir şeyin kirlenmesi söz konusu. Tabii, uygulama yaparken üstünüze bulaşacak tebeşir tozu gibi beyazlığı saymazsak.
Hoş bir tarafı da ağaçlarınız yaz ortasında kar yağmış gibi görünecekler.


Alis'le 