23/04/2008

Fırını deniyoruz...

Firin40
Bildiğimiz kadarıyla her fırının kendine göre bir kişiliği, huyu suyu var. Nasıl yakmak gerekir, ne zaman hangi ısıya ulaşır deneme yanılma ile bulmak gerekir. Biz de daha fazla bekleyemedik, bugünün tatil olmasından istifade fırını deneyip, pişirme özelliklerimi keşfetmek istedik.
Geçen hafta azar azar ısıya alıştırmış olduğumuz için orta kalınlıktaki odunlarla oldukça güçlü yaktık.




Firin41

Ve sonra, işte tam da babaannem'in yaptığı gibi pidelerimizi hazırlamaya başladık. İyice ısınan fırının içindeki korları bir tarafa yığdık, ıslak silgeç ile iyice süpürdüğümüz fırın tabanına ilk kez denediğimiz özel ölçülerdeki fırın küreğimiz ile ilk pidemizi atıyoruz.








Firin42 Bu da fırından ilk çıkan pide. Size nasıl görünüyor bilemiyorum ama benim için tam bir nostalji. Özellikle de görüntüsünün yanı sıra etrafa yaydığı kokusu ile. Bu pideyi, neye benzeyeceğini en az benim kadar merak eden, fırını birlikte yaptığımız İsmail ve Bekir ile paylaşıyoruz. İlk lokmalarını (üfleyerek) ağızlarına attıklarında "tamam, oldu bu iş", "enfes", "mükemmel" nidalarını duymak gerçekten keyif vericiydi.
Bundan aylarca önce İsmail'e, "bahçeye fırın yapacağız, bu fırında da enfes pideler pişireceğiz" dediğimde bana kendine has uslubuyla, "halep ordaysa arşın da burada" demişti. Nasıl, Halep yolunu ölçtük mü? diye sorduğumda ağzını şapırdatarak, "tamam, son santimine kadar" dedi.

Firin43

Kaç tane oldu bilmiyorum ama bir sürü içli pide yaptık. Altı kişi bardak bardak ayran takviyesiyle  tıka basa yedi pidelerden. 6-7 tane de eşe dosta göndermek için kaldı. Hamuru biraz hesapsız ayarlamışız, pide içi bittiğinde daha bir sürü hamur vardı. Onlardan da küçük köy ekmekleri yaptık.





Firin44 Sonuna doğru her ekmeği değişik yapmaya başladık. Eşim köpeğimizi de unutmayarak kemik şeklinde bir ekmek yaparken, kızımız da kalp şeklinde bir tane yaptı.








Meyvelitepede_aksam Fırın ile haşır neşir olma işimiz bitip çaylamızı içerken, bütün gün yüzünü göstermeyen güneş Meyvelitepeyi yeşilli kırmızılı bir renk cümbüşüne çevirdi.

 

22/04/2008

Seradan haberler...

Nisan4


Seradaki kaplara tohumlarımızı ekeli üç hafta oldu. Tohumlarla birlikte yazlık evimizin bahçesindeki sekoya ağacımızın sürgünlerini de bir kapta çeliklemiştik. Durumları gayet iyi, hatta bazıları son bir kaç günde küçük dallar uzatmaya başladılar.

Sürgünden köklendirmede sanırım sürgünler ne kadar küçük olursa başarı şansı o kadar artıyor.














Nisan5






Fideliklerdeki domatesler neredeyse dışarıya dikilecek duruma geldi. Fasulyeler aldı başını gitti.












 

Nisan6

Çiçeklerin durumu da hiç fena değil. Cinsine göre değişik büyüklüklere geldiler. Bazıları üçüncü, dördüncü yapraklarını çıkarırken...

















Nisan7







Bazıları da üst raflara geziye gittiler...

21/04/2008

Meyvelitepe'de Nisan

Firin30Bu hafta epey değişiklik var Meyvelitepe'de. Geçen hafta bahçe fırınımızın kubbe, ağız, baca kısmını tamamlayıp yakma alıştırma sürecine başlamıştık. Hafta boyunca her gün biraz da fazla yakarak bu hafta sonu pizza, pide pişme sıcaklığına kadar getirdik. Kubbede iki çok küçük çatlak dışında hiç bir problem  yok. O da çok normal, kolayca tamir ederek kubbenin izolasyonuna geçeceğiz. Fırının tasarımı bana ait olsa da, Bekir sağ olsun ustalığını yaptı ve bu tasarımı daha da mükemmel tekrar inşaa edecek durumda. Bekir, komşum olmasının yanısıra aynı zamanda köyün inşaat ustası. Bahçesine fırın yapmak veya yaptırmak isteyenler bana e-posta gönderirlerse Bekir ile irtibata geçmelerini sağlayabilirim.

Nisan1




Meyvelitepenin iç bahçesi bu hafta birden bire yeşillendi. Nasıl mı? Rulo çim döşeyerek tabii.














Nisan2 İç bahçenin sulanması için epeyce kafa yormuştum daha önce. Önce otomatik sulama yapmayı düşünmüştüm. Sonra, hem maliyetinin yüksek olması, en çok da bahçenin farklı bölümlerinin olması sebebiyle sprinkle'ların sulama hesabının güçlüğü ve tabii bir kez yapıldıktan sonra düzeltme şansının olmayışı sebebiyle değişik bir tasarım yapmaya çalıştık. Toprağa kazdığımız kanallara boru döşerek bahçenin dör bir tarafına kolay ulaşılır bahçe muslukları koyduk. Bunun için onlarca boru kaynağı yapmamız gerekti. Sulama sistemimiz oldukça basit ama etkili. Bu musluklara  kısa birer hortum bağlantısıyla yerini, yönünü kolayca ayarlayabileceğimiz birer "oscillator sprinkle" (salınımlı fıskiye) bağlayacağız. Gardena'nın iki farklı tipteki fıskiyesinden alarak denedim. Sonuç oldukça başarılı. Bu fıskiyeler diğerlerinden farklı olarak 5mt genişliğinde, 10 mt uzunluğunda diktörgen bir alanı çok rahat sulayabiliyorlar. Üzerlerindeki salınım ayarlarıylarıyla suyu ziyan etmeden yağmurlama yaptırılabiliyor. Bordür çiçeklikler için de ayrıca terleme şeklinde suyu damlatan hortumlardan edindik. Sistem tamamlanıncaya kadar çimler bekleyemiyeceği için İsmail şimdilik klasik usulle işe başladı. 


14/04/2008

Köpekli Köyün Kavalcısı

Şimdilerde yaşadığımız yer Meyvelitepe gibi, tepeler arasında yemyeşil bir beldenin içinde bulunuyor. Ben buraya da köy diyorum, çünkü meyve bahçeleri, kırlar ve ormanlarla dolu..

Her sabah köpeğimle birlikte günlük yürüyüşümüze çıkarız. Burada trafik sorunu olmadığı için bağsız gezebiliyor. Bahçeden bir ok gibi fırlar, kuyruğunu tam daire şeklinde döndüre döndüre koşarak yokuşu iner. Sevinçli olduğunda bütün köpekler böyle yapıyor. Tatlı köpeciğimin bu mutlu koşusu beni de mutlu eder, gururlu bir anne edasıyla bakarım ardından. Yokuşun sonunda biraz oyalanıp beni bekler, çoğunlukla ya sağa ya da sola doğru yürürüz. Sağa döndüğümüzde beldenin mini mahallesine gider yolumuz. Köydeki bir çok insanla selamımız vardır, bir kaçıyla ise sohbetimiz. Oysa köyün köpek nüfusu en iyi tanıdığımız gruptur, haliyle bizi en iyi tanıyanlar da onlardır. Sırasıyla önce başkanın köpeği Paşa ile selamlaşırız, o kendisine göre Kopek1 çok geniş, ama çitli bir bahçede yaşadığı için gezimize katılamaz. Yalnızca bahçenin yanından geçerken koşarak eşlik eder bize ve çitlerden ıslak burnunu uzatıp selamlaşır. Derken marangozun köpüğü Pamuk çıkar yolumuza. Adı gibi bembeyaz ve yumuşacık tüyleri olan bu şeker yavru topaç epeydir muzdarip olduğu ama neyseki artık atlattığı nezle yüzünden köyün sümüklüsü olmuştur gözümüzde. Özellikle de bir keresinde yanımızda hapşırıp da burnundan beş santim uzayıp sonra yeniden yerine dönen malum şey yüzünden. Bizimki onunla koklaşır ben de azıcık başını kaşırım, peşimize takılır, ama minicik olduğundan geri dönmeye ikna ederiz kendisini

Continue reading "Köpekli Köyün Kavalcısı" »

13/04/2008

Köy Fırını Yapıyoruz -7

Firin26


Bugün fırın ağzındaki kemerin yapımına devam ettik. Ayrıca sol tarafta kalan boşluğu da terra-cotta ile kaplayarak bir raf şekline soktuk. Baca tuğlalarını yerleştirdik.

Bu noktadan itibaren bir-iki hafta duracağız. Fırını iyice kurutup yanmaya alıştıracağız. Bunun için Forno Bravo'da önerilen programı uygulayacağız.

İlk gün sadece biraz kağıt yakacağız. İkinci gün kağıdın yanısıra bir tutam çalı çırpı, ertesi gün biraz daha fazla. Bu, böyle fırını 300 dereceye getirinceye kadar devam edecek. Pizza pişirme sıcaklığı olan bu ısı yeni bir fırında biraz riskli. Fırın kubbesinde çatlamalar olabilir. Çatlaklar oluşursa tamir edebilmek için yanmaya iyice alışıncaya kadar kubbeyi ulaşılabilir tutacağız. Sonra kubbenin izolasyonunu yaparak fırının üzerini tamamen kapatacağız. Bacayı da klinker tuğlalar ile kaplayarak dekorasyonu tamamlayacağız.

Firin27Bugün yanmaya alıştırma sürecinin ilk deneyini yaptık. Bir kaç çimento torbasını yavaş yavaş yaktık. Hem de bacanın duman çekmesini kontrol etmiş olduk. Sonuç mükemmel. Duman fırının iç ağzından dışarı çıkıp hemen bacaya yöneliyor. Kemerli dış ağıza yaklaşmıyor bile..

12/04/2008

Köy Fırını Yapıyoruz -6

Firin25Bahçeye yaptığımız fırın sanırım bir tür takıntı oldu bende. Geçen hafta fırının kubbesini yapmıştık. Her günkü durumu yakından takip ettim. Çarşamba günü kubbenin içindeki kumu ve köpük kalıpları boşalttık. Elbette merakımız içinin nasıl göründüğü idi. Hiç de fena olmamış diye biribirimizi tebrik ettik.

Eksik malzemeleri hafta içi temin etmiştik. Fırın ağzındaki demir kasnakların işlevsel olmasına rağmen görüntüsünün iyi olmamasından dolayı orayı da ateş tuğlası ile kaplamaya karar verdik.

Firin17Bu sebeple 2cm kalınlığında tuğlalardan almıştık. Bunları fırın ağzının eğimine göre çizip keserek seramik yapıştırıcısı ile yapıştırdık. Böylece, seviyesi daha yüksek olan ana ağızdan bakıldığında biribirine gayet iyi oturmuş, kavisli ateş tuğlaları görünecek.

Önceden ölçüsüne göre kestirmiş olduğumuz L şeklindeki iki köşe demiri fırın ağzının yan duvarlarının üzerine biribirine bakacak şekilde oturtuyoruz. Fırın tarafında kalanı ile fırın ağzına döşediğimiz ateş tuğlalarını iyice sıkıştırıyoruz. İki demirin arasına 19x39 ölçülerindeki baca tuğlasını  boşluk kalmayacak şekilde yerleştirdik. Pompei tarzı fırınlarda fırının içinde baca yok. Duman, fırınınFirin18 ağzının hemen dışına yerleştirilmiş bacadan çıkıyor. Bizimkisi de öyle olacak.

Dış tarafta kalan demirin görünmemesi için yine 2cm'lik ateş tuğlalarına tırnak açarak demire astık, harçla iyice tutturduk.

Sıra geldi fırının dış ağzını yapmaya. Burası biraz estetik görünüme sahip olsun istiyoruz. Delikli pres tuğlalardan (hafif olsun diye) kemerli bir şekilde yapmak istiyoruz.

Firin19Bunun için fırının yan duvarlarının hemen önüne ölçüsüne göre yarım tuğlalar döşeyeceğiz. Ben, İsmail ile birlikte tuğla kesme işine başlayınca bekir de fırının dış duvarlarını büyük bir keyifle örmeye başladı. Biz tuğlaları kesinceye kadar o da hemen hemen bitirdi bile.

Şimdi sıra geldi fırının dış ağzına. Bunun için önceden marangoza ölçüye göre MDF'den kestirdiğimiz iki kavisli  plakayı sağdan ve soldan iki ayak ile aynı seviyede birleştirdik.

Firin20

Plakalar arasındaki boşluk sayesinde kemeri oluşturan tuğlalar üzerinde durabilecek. Kuruduktan sonra da rahatça çekip alabileceğiz.

Sonra, bu destek üzerinde tuğlaları işlemeye başladık. Kemerin üst köşelerinde ikişer tane tuğlayı boydan boya üçgen şeklinde kesmemiz gerekti, ki bu elimizdeki aletle bizi en çok zorlayan bölüm oldu.


Firin21



Böylece kemer tuğlalarını ortaya kadar işleyerek getirdik.


Kemerin diğer tarafının tuğlalarını da hazırladık. Destek plakalarının üzerine öylece yerleştirerek nasıl denk geleceğini kestirmeye çalıştık. Bir tuğlayı boylamasına her iki tarafından kestiğimizde kemerin tam ortasında bir kilit taşı olarak oturacağını görünce ölçüsünü çıkartarak kestik.

Firin22Bu şekilde kemer bittiği zaman nasıl görüneceğini de anlamış olduk.

Firin24
Bize hiç fena değil gibi geldi.

Bu günlük bırakıyoruz. Kısmetse yarın devam edeceğiz. Daha epey bir iş var...

 


06/04/2008

Köy Fırını Yapıyoruz -5

Bugün hava yağacak gibi, hatta zaman zaman atıştırıyor. Devam edip etmemekte tereddüt ediyoruz. Hedefimiz kubbeyi kapatmak. Devam etme kararı veriyoruz. Dün üç sıra tuğla döşemiştik. Harç tamamen olmasa da epey kurumuş, sertlik kazanmış.

Fırın ağzı için ölçüsüne göre demirciye lama demirden yaptırdığımız iki kavisli demiri fırın ağzına yerleştirip üzerine 10cm genişliğinde bir mukavva koyuyoruz. Mukavva ıslak harcın demirlerin arasından aşağıya düşmemesini sağlayacak. Böylece kavisli fırın ağzının tuğlalarını da döşeyip fırın duvarlarındaki Firin14 tuğla sırası ile birleştirdik. Birleşim noktalarında ölçü ve şekle göre bir kaç özel tuğla kesmek gerekti. Kavisli demirin üzerine tuğlaları yerleştirirken tuğlalar arasında kalan açılı boşluklardan birkaçına özel olarak kestiğimiz tuğla parçasını kilit taşı gibi sımsıkı yerleştirdik.

Bu aşamadan sonra her sıranın eğimi biraz daha artacak, altında dayanabileceği bir şey olmayacak. Bizim köpükten portakal dilimleri güvenli görünmesine rağmen riske girmeyip aralarına nemli kum doldurduk. Kubbenin içten alacağı şekle göre sıkıştırarak yuvarlattık.

Firin15


Böylece kubbenin tepesini oluşturacak sıraları çökme tehlikesi olmadan güvenle döşeyebileceğiz.

Firin16

Sıraları döşemeye devam ettik. Eğim iyice arttığı için fırının dış tarafına bakan yüzeyde daha çok açılı boşluklar kalmaya başladı. Bu boşlukları sadece harç ile doldurmakla yetinmeyip özel kestiğimiz dar üçgen biçimindeki tuğlaları bu boşluklara yerleştirip lastik çekiçle hafifçe vurarak sıkıştırdık. Bu şekilde kubbeyi tamamladık. Kilit taşı vazifesi gören, bir kısmını tamamen yerine göre kestiğimiz bu taşlar için son bir kontrol yaptıktan sonra kubbeyi harçla sıvadık.

Fırın yapımını şimdilik bırakıyoruz. En zor bölüm bitti. Bir hafta kurumaya bırakacağız. Haftaya önce kubbenin içindeki kumu boşaltacağız, sonra fırın ağzında çalışacağız. Buraya fırının bacasını, barbeküyü ve dış ağzı inşa edeceğiz.

05/04/2008

Köy Fırını Yapıyoruz -4

Sitenin istatistiklerinden izlediğimiz kadarıyla Google'dan "köy fırını" diye arama yaparak bizi bulanların  oranı diğer aramalara göre %50 civarında. Böyle bir şeyi hiç tahmin etmiyorduk. Meğer ne kadar da köy fırını meraklısı varmış.

Nihayet fırına sıra geldi ve kaldığımız yerden devam ediyoruz. Kaldığımız yer derken, esasında önceki aşamada ciddi bir hata yapmışız. Önce o hatayı düzelttik. Yaptığımız hata, bir önceki aşamada fırının taban taşlarını döşerken şamot harcını olduğu gibi kullanmaktı. Biz bu harcı kullanıma hazır olacak şekilde gereken karışıma sahip olduğunu düşünüyorduk. Fırın tabanını yaptıktan iki ay sonra bile çamurun kurumadığını, hatta ilk günkü gibi durduğunu görünce bu işte bir yanlışlık var dedik. Sonuçta, nalburlarda 25kg'lık torbalarda satılan şamot harçları öylece kullanılamıyor. Bu malzeme İngilizce'de "fireclay" denilen refrakter tozdan başka bir şey değil. Kendi kendine kürlenmiyor.

Ne yapacağız derken imdada yine Forno Bravo yetişti. Oradaki tarife göre, 1 ölçü portlant çimentosu, 3 ölçü elenmiş dere kumu, 1 ölçü kireç ve 1 ölçü şamot harcını (ölçüler, hacim ölçüsü olacak) önce kuru olarak karıştırıp sonra sulandırarak elde edilen harcı kullanmak gerekiyormuş. Biz de daha önce döşediğimiz taban tuğlalarını söktük, eski çamuru tamamen kazıdık, sonra bu harçla tekrar yaptık. 2 günde taş gibi oldu.

Şimdi gelelim fırının devamına. Fırının planını kağıt üzerinde ölçeklendirerek çizmiştik zaten. Buna göre fırının iç çapı 90cm, iç yüksekliği 45cm, fırın ağzının uzunluğu da da 50cm olacak. Fırın ağzını biraz uzun tutmamızın nedeni aynı zamanda barbekü olarak da kullanabilmek.

Firin7

15 tabaka kadar 100cmx50cm ölçülerinde 2cm kalınlığında köpük strafor aldık. Bunlardan iki tanesini bantlayarak birleştirip, bir çivi ve kurşun kalemi biribirine iple bağlayıp pergel gibi kullanarak 90cm çapında bir daire çizdik, sonra da maket bıçağı ile keserek fırınımızın iç tabanının kalıbını elde ettik. Bunu fırın tabanı olarak kullanacağımız ateş tuğlası kaplı platformun üzerine yerleştirdik.


Firin8Doğru konumlandırma yapabilmek amacıyla köpük kalıbın etrafına tuğlaları dizdik, fırın ağzının yerini, konumunu, tuğlaların duruş şeklini tam olarak belirledik.

Daha önceden temin ettiğimiz barbekü ızgarası olarak kullanacağımız paslanmaz çelik, sapları vasıtasıyla kolayca barbeküye takıp çıkarabileceğimiz ızgarayı da yerleştirerek herhangi bir ölçü hatası yapmamaya çalışıyoruz. Buna göre fırın ağzının genişliği 50cm olurken barbekü olarak kullanacağımız bölümün genişliği 60,5cm olacak.

Continue reading "Köy Fırını Yapıyoruz -4" »

23/03/2008

Tohumlar ekildi...

Çiçek tohumlarımızın hepsini, sebze tohumlarımızın da çoğunu ektik. Nereye mi? Bahçemize yeni yaptığımız seraya.

Sera yapma konusunu epeyce düşündüktükten sonra Sarda'dan hazır sera almaya karar verdik. 3,21m x 2,41m ebadında ve 2,10m yüksekliğinde olan büyük modeli ısmarladık. 110kg ağırlığında bir kutu olarak geldi. Bir hafta sonu rahatlıkla kurabileceğimi sanıyordum, ama neredeyse üç hafta sonu benim ve yardımcımız İsmail'in tüm zamanını aldı.

Sera_1Önce seranın yeri hazırlandı. Sağolsunlar Bekir ve İsmail biraz kum ve çimento ile seranın oturacağı yere bir zemin hazırladılar. Sonra, sera kutusunu açtık. Montaj kitapçığı çok iyi hazırlanmış (sadece ingilizce), parçaların üzerine kodlar pres ile basılmış, kolay okunmuyor. Bazen doğru parçayı bulmak için onlarca parçayı elimize alıp presle basılmış kodları okumak zorunda kaldık. Bu da epey zaman alıcıydı.

Biribirine çok benzer parçalar kodlardaki sadece bir harf veya rakamla ayrılıyordu. Parçanın montaj yönünü doğru bulabilmek de ayrı maharet gerektiriyordu. İşe başladıktan yarım saat sonra İsmail gözlüğü taktı, iş bitene kadar da bir daha çıkarmadı.

Continue reading "Tohumlar ekildi..." »

18/02/2008

Senfoniye Davet

SnowcoveredvillageBugün dünden bu yana yağan kar, bizim burada pek alışık olmadığımız boyutlarda, neredeyse diz boyu oldu. Görünüş adeta gerçeküstü, her zaman bakıp içine girip bir parçası olmak istediğimiz, yılbaşı kartlarında resmedilen masalsı köyler gibi.

Çocukken “Edmondo De Amicis”in “Çocuk Kalbi” kitabını okumuştum, kitabın konusunu bile doğru dürüst hatırlamıyorum bugün artık, ama kar yağdığı için sevinen bir çocuğa sorulan “bu soğukta evsiz barksız, aç ve soğukta olan insanlar da senin kadar sevinçli mi acaba?” (yaklaşık olarak böyleydi) sorusu kalmıştı aklımda yıllarca. Bu yüzden, kar yağdığında her şeyin ne kadar güzel göründüğüne bile dikkat etmeden sevincimi içime gömdüm hep ve için için üzülmeden edemedim. Hala da biraz öyle, ancak kır hayatında görüntüler daha bir çarpıcı oluyor kar yağdığında ve insan hayran olmaktan kendini alamıyor. Gelin görün ki insanız işte, yaz sıcağında serinlik düşler, kış soğuğunda da baharı bekler dururuz elimizde olmadan.

Şunun şurasında bahara da pek bir şey kalmadı malum, bu durumda hazırlıklara başlamanın da zamanı geldi. Hayal ettiğimiz bahçeyi oluşturabilmek için kısa bir süre sonra fidelik seramızda tohumları ekmemiz gerekiyor. Şöyle böyle değil, pek çok tohum ekilmek üzere hazır bekliyor. Edindiğimiz tohumları şöyle bir gözden geçirmeye kalkıştık bu hafta sonu, canlı renkler, katmerli biçimler, uzunlar, kısalar derken sanki güneş açıverdi, evimize bahar geldi. Tohumdan fide yaparak bahçemize ekmeyi planladığımız çiçekleri tanıtarak bizi okuyanlara da baharı götürelim, bu senfoninin izleyicilerini tanıtalım dedik, sebzeleri ise hiç işin içine karıştırmadık onların da zamanı gelecek elbette.

Kır evi bahçelerinin vazgeçilmez çiçekleri olan ve aynı zamanda diğer bitkiler ve ağaçlar için toprağı besleyici özelliği bulunan acı bakla'nın iki farklı türünü davet ettik önce.

Lupinaci_bakla_1_2

Gözleri pembelere ve sarılara doyuracak en fazla 50-55cm büyüyen bu ufak tefek güzeller orta sıralara,

Lupinaci_bakla_3_2

ve boyları yaklaşık 100 cm’i bulan selvi boylu "tutti frutti" türü acı baklalar (lupin) arka sıralara oturacaklar haliyle.


Continue reading "Senfoniye Davet" »

My Photo

Meyvelitepe

  • Hakkımızda
    Bu güne kadar bildik çarklarda, büyük şehrin yaşam kaygıları, temposu, hay huyu içinde kaybolduk. Şimdilerde, şehri terkedip, güzel ve bereketli bir toprakta kendimizce ve kendimize yeten, sakin, huzurlu, toprağın ve bitkilerin arasında yaşayabileceğimiz bir düzeni hazırlamaya çalışıyoruz..
    meyvelitepe@gmail.com

Yeni yazılar adresinize gelsin

Enter your email address:

Delivered by FeedBurner

Kır evi, Dekorasyon, Tasarım

Powered by FeedBurner

Sayaç